BLOG

3 yorum var - 06 Mart 2008 18:07

Eski yazlık evimizde ben sitenin havuzuna girerken kardeşim elinde dondurmayla havuzun kenarında koşup duruyordu. Bi elindeki dondurmayı yarada yalayarak sürekli havuzun etrafında dönüyordu. Bir ara gözden kayboldu, herkese sormaya başladım onu göremedim. Sonra havuzun yetişkinler bölümünde suyun yüzünde iki göz gördüm ve bi dondurma (elini suyun üstüne kaldırmış dondurmayla nasıl yapmışsa), biri işaret etti onu. Görür görmez kendimi suya attım, ama yüzeye çıktığımda zaten suda olan birinin onu yukarı çekip aldığını gördüm, içim hiç o kadar rahatlamamıştı.

1 yorum var - 06 Mart 2008 18:05

Ben 10, kardeşim 8 yaşındaydık. Kardeşimin çok sevdiği bi ataç kutusu vardı. Hiçbir özelliği yoktu, küçük, plastik, mavi bi ataç kutusuydu ama o çok severdi. Bana da kardeşim o kadar sevdiği için kıymetli birşey gibi gözükmeye başlamıştı. Birgün ona: “Bu benim olsun mu?” dedim. “Hayır olmaz ben onu çok seviyorum” dedi. “Lütfen” dedim ısrar ettim, neden istediğimi bile bilmiyordum aslında ama çok istiyordum. Kesinlikle kabul etmedi ve tartışmadan bırakarak odadan çıktı. O çıktıktan az sonra kutusunu odanın penceresinden aşağıya attım. Benim olmazsa onunda olmasını istemedim. Yaptığımı ona söylemedim, hala benim yaptığımı bilmez.

8 yorum var - 05 Mart 2008 18:40

Yazları kardeşimle ben annemden harçlık alırdık. Ne kadar olduğunu hatırlamıyorum ama o zamanlar 20 000 ve 50 000 likler vardı. 20ler kırmızıydı 50ler mavi. Kardeşim çok tutumluydu biriktirmek için elinden geleni yapardı, bazı günler dondurma bile yemezdi. Ben 7-8 yaşındaydım diye hatırlıyorum. Ben harcardım, langırta ve dondurmaya dayanamazdım. Sonra kardeşime: “bak bu kırmızı paralar daha büyük, maviler küçük sen onu bana ver, değişelim bunla” derdim. Bana güvenirdi tabi, değişirdik. Öyle öyle günümü gün etmiştim o yaz, kardeşim dondurma bile yemezken.

0 yorum var - 05 Mart 2008 18:40

Demirkaya’daki yazlığımıza ilk taşındığımızda ben tahminen 5, kardeşim 3 yaşındaydı. 6 yaşıma geldiğimde çevreyi keşif gezilerimde cesurca bilmediğim yerlere girip çıkarken, her deliği araştırır, her sokağı yoklerken, 4 yaşındaki kardeşim hep peşimdeydi. “Ablam lütfen ben de geleyim, hadi birlikte gidelim.” Gerçi sinir olurdum ama gelme desem annemin olaya el atacağını, “Ne olur o da gelse?” vs diye canımı sıkacağını bildiğim için hiç ses çıkarmazdım. Kaybolmaktan ölesiye korkardı, etrafta beni göremediği saniye nefessiz kalır, “ablam!” diye çığlık atmaya başlardı ve aynı saniyede gözleri dolardı. Ondan sıkıldığımda arkamı dönüp onu iterdim yere yapışırdı poposunun üstüne, bazen ağlamaya başlardı. “Git peşimden, bıktım senden!” derdim. Bazen kalkıp ağlaya ağlaya takip etmeye devam ederdi, eğer evin yolunu bildiği bir yerdeysek eve doğru ağlaya ağlaya giderdi. Yine de takip ederdim kaybolmasın diye eve girdiğini görene kadar sessizce peşinden yürürdüm geri dönüp. Kaybolmadan eve girdiğini görünce içim rahat ederdi. Bazen de ikna etmeye çalışırdım: “Bak bu iki yol aynı yere çıkıyor, sen burdan git ben de burdan bak orda buluşucaz gerçekten” hakkatten de öyleydi, ona öğretmeye çalışırdım ki korkmasın, ama inanmazdı, ben anlattıkça, lafı uzattıkçça ve o da inanmadıkça elleriyle t-shirtüme daha da yapışırdı, bırakıp kaçarım diye ödü kopardı çünkü. Öyle benle geze geze öğrendi sonunda sitemizi ertesi yaz.

5 yorum var - 05 Mart 2008 18:39

Kardeşim birinci sınıfa gidiyordu. Bana gelip “Sana bir sır vericem abla ama kimseye söyleme” dedi. “Söylemem” dedim. Sınıftaki en iyi arkadaşı Turgut ile aynı kıza aşık olmuşlardı. “İkimiz de Alev’e aşığız” dedi. Beş dakika sonra mutfağa gidip anneme söyledim. Ertesi akşam Turgut’un annesi, babası ve Turgut bize misafirliğe gelince annem salonda onlara anlatmış ve benim bunu anneme anlattığımı bile bilmeyen kardeşim, odaya gelen hem onunla hem Turgutla dalga geçen başlarını okşayıp bir yandan da onlara gülen 4 yetişkinle yüzü kızararak 5 dakika geçirdi, ve arkadaşı Turgut’a rezil oldu tabi bu sırlarını herkese sızdıran o olduğu için. Onlar gidince bana: “Sana bir daha hayatımda hiçbi sırrımı vermiycem” dedi ve hakkatten de vermedi.

13 yorum var - 14 Şubat 2008 23:23

Annem alışverişe gitmek için hazırlanırken telaşla bize tembih etti: "sakın duvarları karalamayın bu defa çok kızarım!" Ben daha 7, kardeşim de 5 yaşında. Alışverişi zaten on dakika falan sürücek uzun süre yalnız bırakamazdı küçüğüz diye.

Aslında hiç aklımda yoktu duvarları boyamak yani hepsi annemin suçuydu aklıma soktu hatırlattı içim içimi yiyordu kapıdan çıksada boyasam diye. O çıkar çıkmaz boyaları aldığım gibi boyamaya başladım. Kardeşim yanıma yaklaştı:
"ablam annem bize boyama dedi sonra sana kızar yapma." Evet, bana ablam derdi. Omuz silkeleyip sanat eserime devam ettim, hiçbir zaman yasak olandan alacağım zevki kaçırmamıştım zaten. Boyadıkça daha iyi hissettim sonra boyaları tek tek kutusuna sokup oturdum annemi beklemeye başladım. Aklımda hiçbir fikir yoktu bana ne yapacağı veya ne diyeceğim hakkında ben aldığım zevle odaklanmayı biliyodum sadece.

Annem kapıdan girdi ve odamıza geldi, akabinde bir çığlık: "aaaaa en size ne dedim yeni boyattık bunu yine mi! Kim yaptı, hanginiz?!"
Ben herzamanki soğukkanlı duruşumla : "Hakan yaptı anne" . Ne yalan söylerken ne de suç işlerken hiç soğukkanlılığmı kaybetmezdimki zaten, sanki profosyoneldim, alışıktım çok doğal davranırdım kimse anlamazdı, annem de anlamadı yine. Hakan'ı salona aldı ve dakikalarca dövdü, bağırdı, kardeşimin ağlama sesleri kulağıma geliyordu, önce beni ele vermek istemedi ama sona dayanamadı annemin suçlamalarına:
" anne ablam yaptı, gerçekten söylüyorum sana"
"sus, ablan yalan mı söyleyecek, tabiki sen yaptın, sus! "
Tabiki annem bana inanmıştı, zaten kimse yalanımı farkedemezdi hem ben büyüktüm yani sözüm daha güvenilirdi.

Bi süre salonda ağladıktan sonra odaya girdi. Önce suratı asık otudu ve birşey söylemedi. Gözleri ağlamaktan kıpkırmızı olmuştu. Sonra geldi ve boynuma sarıldı ve:
"ablam ben seni affediyorum" dedi.

21 yorum var - 17 Ocak 2008 19:08

Kendimi vefasız, değer bilmez bi eski sevgili gibi hissediyorum bugünlerde. Sonra kendini suçlama diyorum kendime. Ondan ayrılmadan onu bu kadar sevdiğimi nereden bilecektim ki? Daha önce hiç bu kadar uzun ayrılmamıştık ki...

Düşündükçe gözyaşlarına boğulduğun tek şey o bu zamanlar. Bu benim için aşırı bi durum ve sadece aşk ile açıklanabilir, başka bi açıklama bulamıyorum.
Kendime bugün sordum İstanbul'a mı daha aşığım sevigilime mi acaba diye... cvp veremedikçe daha çok dehşete düştüm!

Daha önce de ayrı kalmıştık İstanbul ile, her defasında orda biyerde hayat bensiz akıp gidiyor de ben zamanın olmadığı bi mekanda onsuz nefes alamıyorum gibi hissetmiştim. Özediğim olmuştu yani ama bu kadar farketmemiştim koparsak nasıl olacağımızı. Bu en uzun süreli ayrılığımız yıllar sürecek, ben ise şimdiden anlıyorum ona vefasızlığımı. Onu öyle bi soğukkanlılıkla terkedip gittim ki...


Salkım salkım tan yelleri estiğinde
Mavi patiskaları yırtan gemilerinle
Uzaktan seni düşünür düşünürüm
İstanbul

13 yorum var - 27 Ekim 2007 20:26

Giderken lanet olsun aq bu ülkenin dedim. Sevmediğimden değil, belki kızgınlığımdan belki de çok sevdiğimden kendimde bilmiyorum orasını. O ruh halimin üstünden 1 ay geçtikten sonra çok şey farkettim. beni olgunlaştırdı mı farkındalığım yoksa değiştiğim için mi böyle hissettim onu da bilemedim.
En büyük farkındalığım o zamana kadar hep gözardı ettiğim şeylerin önemini kendi kendime anlamak oldu. En önemlisi de kültür. Bu öyle bi sözcük ki, o kadar derinmiş ki... Ben bununla ben olmuşum meğer. En mutlu insan alıştığı onu o yapan kültürün içinde yaşayan insan olmalı dedim kendi kendime. ne kadar doğrudur bilmiyorum ama bildiğim şey farklılık ne kadar hoş olsada kendinden olana özlem duygusu çok fazla ve önlenemez bi duygu. Benim gibi türkçe müzik bile dinlemeyen kültür ne deseler 2 kelime kuramiycak 20 yaşında biri için duvara çarpmak gibi oldu.
Bu farkındalık yanında başka sonuçları da getirdi tabi. büyüdüğün yer, bölgen, insanların sen kendini kendince ifade ettiğinde bunu en iyi anlayacak insanlar ve insanı mutlu eden şey anlaşılmak aslında. Kültürel nedenlerden anlaşmazlık dediğimde insanların aklına genellikle daha basit şeyler geliyo. Mesela ingilizler çaya süt katıyor ben katmıyorum vs gibi... Ama kestettiğim bu değil bu kadar basit ve şımarıkça değil stemim. Kendimce anlatmaya çalışıcam ne kadar zor olsada: Mesela bir türk yapsa aman "tanrım ne küstah bi davranış" diyebileceğin bişey ayrı bi kültürde gayet normal veya erkek arkdşımın kimi davranışları yüzünden ayrılmazsan enayisin diyebilcekler var Türkiye'de. Bir türk erkeği şöyle davransa seni daha çok seviyordur böyleyse vs diye değeri az çok çıkarabilirsin ilişkide ama bunların dahi farklılığı var. Bu olayda onu bi Türk erkeği davranışına göre yarılamak haksızlık olur çünkü bu ona göre gayet normal birşey. Bynı şekilde bnm de davranışlarını o kendince yargılayamaz, beni değerlendirirken kültürümü göz önünde bulundurmak zorunda. Benim yaptığım bi hareket onun düşündüğüyle aynı manada olmayabilir. Aynı şekilde diğer insanları da... İnsanı tam anlamıyla anlamak için kültürüne aşina olmak davranışın altındaki imaları bile iyi gözlemlemek gerekir aksi halde soğuk soğuk konuşmadan ibaret olur herşey hayatta.
Biz bunu anlayamıyoruz. Bölgemizin kültürünün ve bizim mutlu huzurlu rahat yaşamaya devam etmemiz için ne kadar önmli olduğnun farkında bile değiliz. Aramızda bile ayırıyoruz birbirimizi şöyle böyle diye dinine şuyuna buyuna göre. En önmli şeyi atlıyoruz. Ufak kültürel farkları geçersek eğer bizim kültürümüz o kadar bir ki o kadar rahatız ki birbirimizle farkında bile değiliz. Birbirimizi en iyi anliycak insanlarken anlayışsız oluyoruz hatta düşman olabiliyoruz. Keşke hepimiz farkına varsak bizim için bizlerden başkası yok bu kadar yakın olabilecek bizlerden daha çok özlem duyacağımız yok.
Burda en iyi arkdş grubumuz Türk-Yunan-Bulgar grubu mesela, birlikte takılmaktan inanılmaz keyif alıyoruz. İranlıların dükkanından alışveriş yapmaktan keyif alıyorum, Kürt bir kebabçı var oraya gitmekten keyif alıyorum. Onlarla daha iyi hissediyorum. Nedeni daha iyi anlaşılmak mı daha çok ortak nokta mı bilmiyorum tam olarak ama böyle. Ve hoş olsada olmasa da inkar edilemeyecek bişey ki birbirimizle daha çok keyif alıyoruz buradan. Şu içinde bulunduğmuz günlerde keşke hep birlik olsak keşke hepimiz farkına varsak emperyalisti kovsak barış içinde kültürümüzü yaşasak. Biz bizle mutlu olabiliriz ne başkasıyla ne de yalnız.

aslizdebrouche hakkında:

01.01.1987 doğumlu, 21 yaşında. şu an yaşadığı yer Türkiye dışı. mühendis adayı olarak çalışıyor.